Psikoloji

Rol « Kavramlar

Etimolojik kökeninde, tiyatro oyuncularının sözlerinin yazıldığı parşömen veya küçük ruloya gönderen rol (role) terimi, günlük dilde, işlev (annenin çocuklarının eğitimindeki işlevi), yer (bir kişinin belirli bir işte önemli bir role sahip olması), maske (samimi bulunmayan birinin rol yaptığının söylenmesi) anlamlarında kullanılabilmektedir.

Sosyal psikoloji vokabülerinde rol terimi, bir kişiden (sosyal statüsüyle ilişkili olarak) beklenen davranışlar bütününü ifade etmektedir. Bu beklentiler, genellikle bireyin içinde bulunduğu ortama veya yer aldığı statüye (bireyin toplumda, bir grupta ya da örgüt içinde işgal ettiği konum ya da sahip olduğu mertebe) göre türlülük göstermektedir. Çalışma yaşamında roller, büyük ölçüde, bireyin yapmak zorunda olduğu iş ya da görevlere tekabül etmektedir.

Literatürde çeşitli rol ayrımlarına rastlanmaktadır: Bireysel ve kolektif roller, cinsiyet, yaş ve sosyal sınıf rolleri, psikosomatik, psikodramatik ve sosyal roller, vb.

Öğrenilmiş Çaresizlik « Kavramlar

Seligman ve arkadaşları (1967, 1971, 1975) tarafından ortaya atılan Öğrenilmiş çaresizlik (learned helplessness) kavramı, hayvan veya insanlarda, başlarına gelen şeyler üzerinde hiçbir denetimleri olmadığını gördükleri zaman ortaya çıkan apati durumunu ifade etmektedir.

İnsanlar, içinde bulundukları durumda olumsuz veya stres yaratıcı bir olay meydana geldiğinde, olayın kontrol edilebilirliği konusundaki beklentilerine bağlı olarak kontrol kaybı duygusunu benzeri durumlara genelleştirebilmektedirler.

Seligman, kontrol kaybının, motivasyon, duygu ve biliş düzeylerinde çeşitli sonuçlan olduğuna işaret etmektedir. Örneğin;

• Motivasyonel düzeyde: Çevreyi kontrol isteği yok oluyor, pasifliğe düşülüyor.
• Duygusal düzeyde: Kontrol kaybı, umutsuzluk, depresyon gibi olgulara yol açıyor.
• Bilişsel düzeyde: İnsan, eylemleri ile eylemlerinin sonuçları arasında bağ kuramıyor. Ne yaptığında ne olacağını öngöremiyor.

Öğrenilmiş çaresizlik teorisine yönelik eleştiriler, teorinin kişinin bilişsel kapasitesini dikkate almayıp özellikle duruma ağırlık vermesi hususunda odaklaşmıştır. Teorinin bu eleştirileri dikkate alan yeni versiyonuna göre, belirli bir durumun kontrol edilemezliğinin birey tarafından algılanması yeterli değildir.

Bireyin, söz konusu durumun olağan dişiliğim açıklamak için oluşturduğu atıflar önemlidir. Atıflar içsel veya dışsal, istikrarlı veya istikrarsız, genel (global) veya özgül olabilir. Atıfların içsel, istikrarlı ve genel olması halinde, öğrenilmiş çaresizlik duygusu daha güçlü olmakta ve gelecek durumlara yansıtılmaktadır.

Temel Kişilik « Kavramlar

Temel kişilik kavramı (basic personality), 1930'lu yıllardan itibaren sosyal bilimler alanında parlamaya başlayan kültüralist akımın sembol kavramlarındandır. Kültüralizm akımı, kültürün insan davranışları ve kişiliği üzerindeki etkilerinin araştırılması yönünde büyük bir ilgi uyandırmıştır.

Bu akım çerçevesinde, ulusal karakterin bir versiyonu gibi görünen temel kişilik kavramını ortaya atan ve kültürün insan kişiliğini şekillendirdiğini öne süren araştırmacılardan birisi Abraham Kardiner'dir (Bir diğeri de Ralph Linton). Kardiner, 'temel kişilik' kavramı zemininde antropoloji ile psikanalizi bağdaştırmaya çalışmıştır.

Temel kişilik kavramı, belirli bir toplumun üyelerinin ortak kişilik yapısını ifade etmektedir. Temel kişilik, aile ortamının, eğitimin ve sosyal çevrenin etkisiyle bireylerde benzer tutumlar, inançlar, değerler, eğilimler, duygular, vb. oluşmasına dayanmaktadır. Kardiner'e göre temel kişilik dört temel öğeden oluşur:

1) Düşünce teknikleri; yani bireyin gerçekliği düşünme tarzı,

2) Güvenlik sistemleri; bireylerin çevresel engellenmelerin yarattığı kaygılarla başa çıkmak için başvurduğu savunma sistemleri,

3) Geniş anlamda üst-ben; diğerlerinin takdir ve sevgisini kazanma arzusuna dayalı super-ego söz konusu,

4) Dinsel tutumlar. Kardiner'e göre bu dört temel kişilik öğesi, kurumlarla ilişkilidir; bir yandan, 'birincil kurumlar' denen bazı kurumlar tarafından üretilirler, Öte yandan 'ikincil kurumlar' denilen bazı kurumları üretirler.

Kardiner'e (1939) göre, temel kişiliği belirleyen temel faktör kültürel çerçevedir. Kültürel çerçevenin ana unsurları arasında, aile organizasyonu, ailede verilen temel bakım ve terbiye, cinsel yasaklar, beslenme tarzları gibi birincil kurumlar yer almakta ve bunlar ana-babaya ilişkin temel tutumları meydana getirmekte ve bunlar da, dinler, mitler, efsaneler, düşünce teknikleri, iletişim tarzları ve stilleri gibi ikincil kurumlarda yansıyan sembolik projeksiyonlar vasıtasıyla her topluma özgü kişilik tipini belirlemektedir, yani kısaca ifade edilirse, bir toplumun özgül kişilik tipi, onun kültürü tarafından şekillendirilmektedir.

oyunlar