Sorumluluk Atıfları « Kavramlar
Sorumluluk atıfları, Heider'ın niyet faktörüne dayandırdığı atıflardır. Burada aktörün davranış ya da eylemlerinin, daima bir amaca yönelik olması söz konusudur. Sorumluluk atıflarının ayırdedilmesinde bazı güçlükler mevcuttur. Bunun için, aktörün söz konusu bir durumda başka türlü hareket edebilme imkanının olup olmaması önemli bir kriterdir.
Eğer, aynı durumda başkalarının (tüm makul insanlar) aynı şekilde davranmayacağı veya aktörün dış koşullara karşı durabilme imkanı olduğu varsayılırsa, aktörün, sorumlu/suçlu tutulması beklenir. Ancak bazı yazarlara göre, aktörün sosyal statüsü ve durumla ilgili sosyal normlar da etkili olmaktadır.
Sorumluluk atıfları, yazarlara göre de farklı anlamlar taşımaktadır (Vallerand ve ark. 1994); sorumluluk, bir ürüne ilişkin sorumluluk veya yasal sorumluluk (meşru müdafaa ve geçici delilik durumlarındaki suçlar) ve moral sorumluluk (bir kişinin bir diğer kişinin sorumluluğu konusundaki değer yargısı; örneğin bir evli çiftte erkek veya kadının, eşini, kendi kötü ruh halinden sorumlu tutması veya ayıplama atıfları) gibi farklı anlamlarda alınabilmektedir. Bu nedenle farklı sorumluluk düzeyleri ya da türlerinin ayırdedilmesi yoluna gidilmektedir.
Gerçeklik Terapisi « Teoriler
Bu terapi William Glasser adında bir psikiyatrist tarafından ortaya atılmıştır. Glasser gerçeklik terapisini şöyle tanımlar: Bireyin kendi davranışının sorumluluğunu bireye yükleme. Bu da ruh sağlığına eşittir. Terapi danışanların amaçlarına ulaşmada başarılı olabilmeleri için onların daha gerçekçi ve daha sorumlu olabilecekleri şekilde eğitim vermektir.
Gerçeklik Terapisi
Kimlik kazanmaya çalışan insanlar,
Duygusal problemleri olan insanlar,
Davranışsal problemleri olan insanlar ile ilgilenir.
Glasser geleneksel yaklaşımlar ve gerçeklik terapisi arasındaki farkları şu şekilde belirtmiştir:
G. Terapisinde danışana hasta gözüyle bakılmaz ve danışan geçmişte olanlara rağmen o andaki davranış ve tutumlarını değiştiren kişi olarak algılamaya güdülenir. Gerilimle baş edebilmek için danışanın kendi yeteneği güçlendirilmeye çalışılır.
G. Terapisinde danışman danışanın hayatında önemli bir varlık haline geldiği kişisel yakın ilişki üzerinde durur. Bu tip ilgi terapi için gereklidir.
G Terapisinde bilinçaltı güdülenmenin varlığı yadsınmaz ancak davranışların nedeninin araştırılmasının değişme getirmeyeceği vurgulanır.
G. Terapisinde terapi toplumun ahlak kurallarına dayanır. Danışan yaşamındaki önemli kişilerin uyarıları olmadan kendi davranışını ahlak açısından değerlendiremez ve değişemez.
Terapist öğretmen rolümdedir ve danışanın daha iyi davranması için yollar önerir ve onunla gerçekten derin bir ilgiyle ilgilendiğini belli eder.
TEMEL KAVRAMLAR
Kimlik: Bu terapiye göre tüm insanların tek bir temel gereksinimi vardır: kimlik gereksinimi. Kimlik dünyadaki diğer varlıklardan farklı ve ayrı olduğumuzu hissetme gereksinimidir. Başarılı kimlik gereksinimi sağlıklılık ve gelişme gücü olarak ele alınır ve insanın doğasının sosyalliğe dayandığı üzerinde durulur.
Katılım: Katılım gereksinimi insanın sinir sistemine yerleşmiştir. Sinir sisteminde insanın başkalarına katılması için onu cesaretlendiren bir acı söz konusudur. Bu acı insanları katılmaya yöneltir. İlkel toplumlardaki atalarımızdan bize gelen katılım gereksinimi günümüzde dostlarıyla birlikte olma gereksinimine dönüşmüştür.
Sevgi ve değerli olma: Glasser iki temel gereksinimden bahseder, bunlar: Sevme ve sevilme gereksinimi, kendimizin ve başkalarının değerli olduğunu hissetme gereksinimidir. İnsanlar kendilerini değerli hissetmek için buna katkıda bulunacak bir iş yapmak ve başkalarının da bunu yapmasına yardımcı olmak durumundadırlar. Bu yolda başarısızlığa uğramanın sonucu yalnızlık, acı ve başarısız kimliktir.
Sorumluluk: Sorumluluk, bir kimsenin kendi gereksinimlerini başkalarını da kendi gereksinimlerini karşılama yeteneğinden mahrum bırakmayacak şekilde karşılama yeteneğidir. Sorumluluk bir araya geldiklerinde başarılı kimliği oluşturan sevgi ve değere sahip olmaktır. Glasser, semptomların kişinin geçmişinden dolayı değil şu andaki yalnızlık ve başarısızlığından dolayı ortaya çıktığına inanmaktadır. Sorumlu bir davranışla gereksinimler başarılı bir şekilde karşılandığında semptomların ortadan kalkacağı düşünülür.
Gerçeklik: Gerçeklik terapisinin amacı yalnızca insanları gerçeklerle yüz yüze getirmeye çalışmak değil, aynı zamanda bu çerçeve içinde gereksinimlerini karşılayabilecek hale gelmelerine yardım etmektir.
Glasser’in gerçeklik terapisinde yer alan dörtlü zinciri: Gerçekle yüz yüze gelmek ®sorumlu davranış®sevgi ve değer (katılım) ®başarılı kimlik. Gerçeği inkar etmek®sorumsuz davranış®yalnızlık ve acı (katılımın yokluğu)®başarısız.
Zincirin ilk halkasındaki gerçekle yüz yüze gelmek veya gerçeği inkar etmek başarılı veya başarısız kimliğin oluşmasındaki en kritik basamaktır.
Kazanım: Kişiliğin oluşumu ve sorumluluğun gelişimi.
Kimliğin kaynağı: Kişinin kim olduğunu aydınlığa kavuşturacak kaynaklar şunlardır:
Kişi sevdiği kişilerle ilişki kurmaya ve onlarla bir arada olmaya eğilimlidir. Hoşlanmadığı insanları reddeder.
Kişi zamanını ve enerjisini bazı konuları düşünmeye ve değerlendirmeye çalışarak kimlik kazanmaya çalışır.
Kriz durumlarındaki davranışlar kişi hakkında bilgi verir.
Kişi kimliğine ilişkin geribildirimlerden ve yansıtmalardan bilgi edinir ve öğrenir.
İnançlar ve değerler, felsefe kimliğe katkıda bulunur.
Başkalarına göre sosyo-ekonomik statü de belirleyicidir.
Fiziksel yapı ve imaj da kimlik oluşumuna yardımcı olur.
Birey 4-5 yaşlarında iken geliştirdiği becerilerine bakarak başarısız kimlik geliştirmeye başlayabilir. Ancak pek çok çocuk bu yaştan önce kendini başarılı hisseder. Ve bir kez kendini başarılı veya başarısız olarak tanımladıktan sonra benzer kimliklerle birleşmeye başlarlar ve böylece oluşan gruplar giderek kutuplaşır.
Ebeveynlerin katılımı: Glasser’e göre sorumluluğun öğretilmesi en önemli görevdir. Burada önemli olan çocukların sevgi, destek, sıcak ilişkiler kurma gereksinimlerinin ebeveynlerce doğru şekilde karşılanması gerekliliğidir. Ebeveyn çocuğa model olabilmeli ve tutarlı bir disiplin anlayışıyla yaklaşmalıdır. Çocukla konuşmak için zaman ayırmalı, tartışmalı ve dinlemeli, sosyal katılımlara girebilmesi için çocuğa destek vermelidir. Glasser’e göre aile gerçek yaşamdaki gereksinimlerin nasıl karşılanacağının öğrenildiği yerdir.
Okulun katılımı: Okula başlamış pek çok çocuk başarısız kimlik oluşturmaya başlamış olabilir. Bazıları da başarılı kimliğini sürdürmek için çaba sarf ediyor olabilir. Burada öğretmenin tutumu çok önemli bir konumdadır. 10 yaşına kadar olan dönemde okulda başarısızlık yaşayan bir çocuk güvenini yitirecektir.
Glasser ilkokullarda yapılacak bazı işlerin çocukların sorumluluk almalarına yardımcı olacağını savunur:
Hatırlama yerine; düşünme ve problem çözmeye odaklaşmak,
Çocukların okulda öğrendikleri ve dışarıda yaşadıklarının birbiriyle ilgili olması,
Çocuğun karar vermeyi ve plan yapmayı öğrenmesi,
Okuma-yazma ve konuşma gibi iletişim becerilerine birincil derecede önem verilmesi,
Çocukların yalnızca yaş bakımından gruplandırıldığı homojen grupların oluşturulması,
Etiketleme ya da puan sistemi kullanma yerine çocukların nerede yardıma ihtiyaç duyduklarını anlamak ve çalışmalarını sağlamak,
Öğretmen liderliğinde çocuklar için neyin iyi ve önemli olduğu konusunda yargılayıcı olmayan tartışmalar düzenlemek.
Glasser’in okulla ilgili düşünceleri kişisel sorumluluk kavramına dayanır. Uygun olmayan ev koşulları, düşük sosyo-ekonomik konum gibi olumsuz faktörlerin etkilerinin okulda azaltılabileceğine inanır.
Başarısız Kimliğin Sürdürülmesi: Glasser, kimliklerinin başarılı ve başarısız oluşuna göre iki tip toplum tanımlar. Bunlardan birincisi kendini başarısız olarak belirleyen, katılıma yönelik olmayan yollarla acısını hafifletmeye çalışan toplumdur. Diğeri ise kendini başarılı olarak belirleyen ve katılmaktan zevk alan başarılı toplumdur. Glasser. Psikolojik veya psikosomatik tüm semptomların, düşmanca, saldırgan, mantıksız davranışların hepsinin kişisel başarısızlığın ve yalnızlığın ürünü olduğunu düşünür. Sorumsuz birey gerçeği reddederek dünyayı içinde rahat edeceği hale getirir ve başarısız kimliğini sürdürür.
Başarısız Kimliğin Değişmesi: Gerçeklik terapisinin amacı; danışanın gerçekçi olarak ve sorumlu davranarak sevgi ve değer gereksinimlerini karşılayabilmesine dayalı başarılı bir kimlik kazanmasıdır. Buna göre terapi de bir eğitim ve yetiştirme durumudur.
Başarılı bir gerçeklik terapisti olmak için:
Terapistin kendisi oldukça sorumlu bir insan olmalıdır ve gerçeklik bağlamı içinde kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyor olmalıdır.
Danışanların kendi sorumsuzluklarına terapisti katmak için yapacakları davranışlara karşı durabilecek güçlü ve tutarlı bir insan olmalıdır.
Danışanların acı ve yalnızlık duygularını anlamalı ve onları kabullenmelidir.
Danışanları ve onların sorumsuz davranışlarını hissedebilme kapasitesine sahip olmalıdır.
GERÇEKLİK TERAPİSİNİN İLKELERİ
Katılım,
Şu andaki davranışa odaklanma,
Davranışı değerlendirme,
Sorumlu davranışı planlama,
Kendini adama,
Bahane bulmama,
Cezalandırmama.
Başarılı Bir Kimliği Kazanmanın Unsurları
Yaşadığı dünyanın gerçeğini inkar ya da göz ardı etmemek,
Kendi davranışının sorumluluğunu kabul etmek,
Plan yapmak ve gerçekleştirmede sorumlu davranmak,
Başkalarını sevmek ve onlara katılmak, kendini başkalarına vermek ve karşılığında sevilmek,
Kendine ve başkalarına yararlı etkinliklere katılmak,
Standartlara uygun etik davranışlar içeren bir şekilde yaşamak.
Azınlık Etkisi « Kavramlar
Küçük gruplarda azınlık etkisi (minority social influence), başta Moscovici (1969, 1976) olmak üzere çeşitli sosyal psikologlar (Lage, Naffrechoux, Nemeth, Wachtler, Paicheler, vb.) tarafından incelenmiş ve kavramsallaştırılmıştır.
Moscovici'ye göre toplumun, bireyleri genel bir modele uyma yönündeki tüm zorlamalarına rağmen, azınlıklar ve sapanlar, bazen yeni yaşama, düşünme, davranma tarzları yaratmayı ve çoğunluğun bunlara katılmasını sağlamayı başarmaktadır. Bu olgu, psikolojide hakim olan işlevselci anlayışın dışında ele alınmalıdır. Bu anlayışta, birey veya grup davranışı, onun sistem ya da çevre içinde yer almasına yöneliktir. Bireyin uyması gereken koşullar belirli; gerçeklik tek biçimli; uyulacak normlar herkes için geçerlidir. Normu izleyenlerin davranışı işlevsel ve uyumlu sayılır.
Oysa Moscovici'nin genetik model dediği ikinci bir yaklaşım mümkündür. Burada çevre ve formel/enformel sistemler, birer veri gibi düşünülmez, bunlar onlara katılanlar ve onlarla birlikte yaşayanlar tarafından tanımlanır ve üretilir. Genetik model, sosyal gerçekliği bir veri gibi değil, inşa edilmiş olarak görür; birey ve grup arasında karşılıklı bağımlılığın bulunduğunu, grupta etkileşim olduğunu varsayar; olaylara denge açısından değil, çatışma açısından bakar.
Moscovici'nin anlayışı birkaç temel ilkede özetlenebilir: Birincisi her üye, grup içindeki mertebesinden bağımsız olarak etkinin potansiyel bir hedefi ve kaynağıdır. Etki, çoğunluktan azınlığa ve azınlıktan çoğunluğa olmak üzere iki yönde de işler. İkincisi, sosyal kontrol kadar sosyal değişme de etkinin bir hedefidir.
Tüm toplumlar, tanımlan gereği, heterojendir. Gruplar arasında, amaç ve eylem yolları bakımından farklar vardır. Sosyal kontrol ve sosyal değişme, iki önemli güç olarak sosyal alanın çeşitli kesimlerinde birbirini bazen tamamlar. Üçüncüsü; etki süreci, çatışmaların üretimine ve çözümüne doğrudan bağlıdır.
Çatışma etkinin zorunlu koşuludur. Dördüncü olarak; bir birey veya alt-grubun, grubu etkilemesinde temel başarı faktörü davranış stilidir. Beşinci olarak; etki süreci, objektiflik, tercih ve orijinallik normları tarafından belirlenir. Nihayet etki biçimleri arasında, uymadan başka standardizasyonu ve yeniliği saymak gerekir.
Standardizasyon, bireylerarası etkileşimin, bu bireylerin görüşlerinin tesviyesi ve kompromi ile sonuçlanması durumunda; yenilik ise yukarıdan (liderin dayatması) veya aşağıdan (azınlık etkisi) gelen taleplerle yeni görüşlerin öne çıkması durumunda söz konusudur.
Bu perspektifte azınlık terimi, bir grupta çoğunluktan farklı birtakım ortak, yargı, değer, davranış ve görüşlere sahip olan küçük bir alt grubu (grubun yansından az sayıda kişiden oluşan bir fraksiyon) nitelendirmekle birlikte, burada alt-grubun mutlak bir marjinalliği söz konusu değildir; çünkü günlük yaşamda bireyler çeşitli ortamlarda bulunur ve pek çok referans grubuna mensupturlar. Bir alt grup, bir grupta azınlıkta iken diğerinde çoğunlukta olabilir. Bu alt grup için hangi referans grubu "hayati" nitelikte ya da önemli ise, buna göre azınlık veya çoğunlukta olmasından söz edilir (Doms ve Moscovici, 1984).
Azınlıklar, sosyal olarak görünür bir değişmeye yol açmasalar bile, bireylerin algı veya yargılarını değiştirebilir. Pek çok kişi grup halindeyken çoğunluk etkisine uyma gösterip tek başına kaldığında tekrar eski pozisyonuna dönebilir; burada sanki grup halindeyken kolektif kimliğe bağlanış ve daha sonra tekilliğine dönüş söz konusudur. "Azınlıkların kimliği sosyal olarak tanınmak ve görünür hale gelmek üzere giriştikleri etkinliklerde ve farklılıklarının talebi ve bilinci içersinde oluşmaktadır" (Aebischer ve Oberle, 1990). Azınlık bireyleri için farklılıklarında sosyal olarak tanınmak, etkinin dinamiğini oluşturur.
oyunlar