Psikoloji

Kendini Kategorilendirme « Kavramlar

Sosyal kimlik konusundaki araştırmalar bağlamında ortaya atılan kendi kendini kategorilendirme (self-categorisation) kavramı, Turner ve arkadaşlarının (1985, 1987) grupların oluşumunun psikolojik temeline koyduğu bir kavramdır. Bireyin benlik kavramı, kendini kategorilendirmeyi, yani kendini bir grubun temsilcisi gibi görmeyi içerir. Bireylerin kendilerini yerleştirdikleri kategoriler farklı soyutlanma düzeyinde bulunabilir; örneğin 'bilim adamı' ve 'psikolog' gibi.

Bu tür kategoriler, bireysel kimlik/benlik veya sosyal kimlik/ benlikten daha az veya çok soyut olabilir; örneğin kişisel düzey ya da kendini bireysel bir varlık gibi görme (kişisel kimlik), gruplar arası düzey ya da kendini bir grubun üyesi gibi görme (sosyal kimlik) ve gruplar üstü düzey ya da kendini bir insan gibi görme.

Bireyin kendini yerleştirdiği kategoriler (benlik ya da kimlik kategorileri) birbirinden ayırdedici belirli niteliklerden ziyade, bulundukları düzey bakımından farklılaşırlar, zira aynı bir özellik, örneğin 'yardımseverlik', bağlama göre bireysel, sosyal veya insanî kimliğin bir niteliği olabilir. Sonuç olarak bu perspektifte, kendini kategorilendirmek için kullanılan kategorilerden veya düzeylerden herhangi birisi diğerinden daha temel (basic) değildir.

Panik Atak « Psikolojik Sorunlar

Endişe hali, tanımlanması zor olan davranış modelleri sergiler. Kaygı (Anksiyete), herkes tarafından yaşanan bir durumdur. Genelde korkuya benzer; ama sözgelimi saldırgan bir hayvanın yarattığı korkudan farklı olarak kaygıda bir korku nesnesi yoktur.

Panik atak (panik bozukluk), günlük yaşamda sık karşılaşılan karmaşık bir kaygı türüdür. Bu durumdaki kişiler, birden başlayan ağır panik nöbetlerine tutulurlar. Panik atağın tipik belirtileri; kalp çarpıntısı, baş dönmesi, yönelim bozukluğu, soluk alma güçlüğü, kontrolünü kaybetme duygusu ve bulunulan yerden hemen uzaklaşma dürtüsüdür. Birkaç dakika ya da birkaç saat sürebilir.

Panik ataktan sonra, kişide yeni bir atakla karşılaşmaya ilişkin ikincil bir kaygı oluşur. Bu korku, kolayca ve anlaşılabilir biçimde yeni bir atak geldiğinde toplum içinde olma korkusuna dönüşür. Dolayısıyla kişi, toplu yerlerden kaçmaya başlar (agorafobi).

Toplumun %2-4'lük bir kesimini etkileyen bu sorun, özellikle 15-40 yaş arasındaki kadınlarda sık görülür. Günümüzde panik atak ve agorafobinin ruhsal durumdan çok, genetik yapıdan kaynaklandığı kabul edilmektedir. Bu varsayımı destekleyen bulgular, aşağıdaki gözlemlere dayanmaktadır:

Panik atak, bazı ailelerin bireylerinde daha sık görülmektedir. Tek yumurta ikizlerinin ikisinde birden görülme sıklığı, çift yumurta ikizlerine göre daha yüksektir.

Panik atak, bazen sodyum laktat gibi özgül biyokimyasal uyaranlarla başlayabilmektedir. (Sodyum laktat, normalde aşırı çalıştırılan ya da kan dolaşımı yeterli olmayan kasların saldığı bir maddedir.)

Kaygı giderici olarak kullanılan birçok ilaç, panik atakta etkisiz kalmaktadır.

Geleneksel psikoterapi, panik atak tedavisinde yararlı olmamaktadır.

Panik atakta ilaç tedavisinin amacı, kişide, ataktan sonra ortaya çıkan ve yeni atak beklentisine karşı oluşan ikincil kaygıyı gidermektedir. Bu tedaviden sonra kişinin topluluk içindeki etkinliklere katılmasını sağlayıcı sosyal rehabilitasyon da uygulanmalıdır.

Ayrıca panik atakları başlatabilecek durumların üstesinden gelmede, kişiye yardımcı olmak gerekir. Panik atakların tedavisinde, ilaçları ya da davranışçı yaklaşımı üstün tutan görüşler arasında öteden beri süren bir tartışma vardır. Bununla birlikte ilaç tedavisini izleyen ruhsal tedavinin, bu hastalarda denenmesi gereken yol olduğu söylenebilir.

Pasif-Agresif « Psikolojik Sorunlar

Özel alanda veya iş alanında başkalarının isteklerine karşı genellikle bir direniş gösterirler. Emirleri sık sık tartışır, yetkeyi yani otoriteyi temsil edenleri beğenmez, eleştirirler. Ancak bunları genellikle dolaylı yoldan yaparlar. Kendilerine verilen işi savsaklar bitirmezler ya da bilerek sonuçlandırmaz, unuturlar.

Anlaşılmamaktan veya nefret edildiklerinden yakınırlar. Kendilerine haksız davranıldığını ileri sürerler. İş yaşamında veya sosyal yaşamda bir işin ucundan sıkıca tutmayıp buna karşın onu bunu sürekli eleştiren böyle tiplere çok rastlanır. Okumuş, entellektüel kesim arasında da kültürel etkiden dolayı daha yaygındır. Dİğer kişilik bozukluklarında olduğu gibi bu kişilik bozukluğundada karşımızdaki kişiye kötü biriymiş gibi yaklaşmamamız gerekir. Uygun yaklaşımlarla bu insanların sosyal, iş ve aile yaşamına katkıları hayli arttırılabilir.

Bu tür insanlara karşı sevcen davranmakta yarar vardır. Mümkün olan her durumda görüşünü almalı ve kendini ifade etmesine yardımcı olmak gerekmektedir. Muhalefetini görmezden gelmemeli, anne baba üslubuyla da eleştirilmemelidirler. Bir tür karşılıklı misilleme oyununa sürüklemelerine izin verilmemelidir.

oyunlar