Dilsel Uyum Teorisi « Teoriler
Dilsel uyum teorisi (Giles ve ark. 1973, 1987), dil davranışlarının farklılığını, bireylerin etnokültürel özellikleri farklı gruplara aidiyetine göre açıklayan teoridir. Buna göre bireyler grubun dilsel özelliklerine uyum (accommodation) gösterirler.
Dil konusuna eğilen araştırmacılar, genellikle, dil sorunlarını kişiler arası iletişim olguları çerçevesinde ele almaktadır. Ancak gerçeklikte kişiler arası iletişim, özellikle çok kültürlü toplumlarda, kültürler arası veya gruplar arası (hatta aynı bir grup içindeki alt-gruplar arası) iletişimle iç içe bulunmaktadır. Dil kullanımları, bu tür gruplara ve durumlara göre farklılaşmaktadır.
Dilin öğrenilmesi ve kullanımı belirli kodlara göre gerçekleşmektedir. Sosyal kimlik büyük ölçüde grup temeline oturduğundan grup aidiyeti, gruba özgü bir dil kodunun kullanımına yol açmaktadır. Uygun dil kodunun kullanımı, grupla özdeşleşmenin aracı olmaktadır.
Kodların bulunmaması halinde, farklı stratejiler izlenmekte, örneğin muhatabıyla aynı dili konuşmaya çalışma (dilsel birleşme), muhatabından farklı dil kullanmaya yönelme (dilsel ayrışma) veya dil tutumunu değiştirmeme gibi.
Dilsel uyum teorisi, bu stratejilerden birinin veya diğerinin seçimini, olumlu sosyal kimlik yaratma, yani olumlu bir imaj yansıtma motivasyonuna dayandırmaktadır. Örneğin muhatabına yakınlaşma, onunla olumlu bir ilişki kurma isteği, genel olarak birleşici stratejiye; buna karşılık muhatabına karşı duyulan düşmanlık, çatışma ve çelişki durumları, dilsel ayrışmaya veya en azından dilini korumaya yol açmaktadır.
Öyküsel Kimlik « Kavramlar
Descartes'ın Cogito'sunun etkisiyle sosyal bilimler alanında uzunca bir süre bütünsel bir bilinç ya da bir 'birleşik Ben' paradigması hakim olmuştur. Psikanaliz, bu 'yekvücut' ego anlayışını kırarak, id-ego-süper ego'dan oluşan üç boyutlu bir Ben anlayışı geliştirmiştir. İnsan psişizminin tekliğini, bütünlüğünü kaybettiği bu bölünme, daha doğru bir deyişle psişizmin parçalı bir biçimde temsil edilmesi, Paul Ricoeur tarafından 'parçalanmış Cogito' olarak adlandırılmıştır.
Ancak Ricoeur, insanın, varoluşuna bir bütünlük, bir birlik vermek ihtiyacında olduğunu, bunun da (birliğin) insanın kendisi hakkında oluşturacağı bir hikaye şeklinde gerçekleşebileceğini, bir başka deyişle bir anlatı tarzında sağlanabileceğini vurgulamıştır.
Buna 'öyküsel kimlik' (narratif kimlik) demiştir. Öyküsel (ya da anlatısal) kimlik terimi, bireyin kendini başkalarına, kendi kendine anlattığı kişisel bir hikaye biçiminde sunduğunu ifade etmektedir; terim, bireyler kadar, kimliklerini büyük anlatılar ya da öyküler (recits) içersinde inşa eden sosyal gruplar için de kullanılmaktadır.
Motus Etkisi « Kavramlar
Motus etkisi, enformasyon iletiminde, olumsuz haberlerin olumlulara kıyasla daha yavaş iletilmesini ifade etmektedir. Araştırmalara göre insanlar, başkalarıyla ilgili kötü haberleri onlara nakletmede isteksiz davranmaktadırlar ve bunun, ilgili kişinin düşmanlığını üstüne çekme kaygısından kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu kaygının haklılığını gösteren bazı tarihsel olayların bulunduğu bilinmektedir.
Nitekim tarihte pekçok hükümdar veya imparator, kendilerine kötü haber getiren elçileri hapse attırmış veya öldürtmüştür. Öte yandan kötü haber verme durumunda olanın empatisinin de, onu kötü haber vermekten alıkoyması mümkündür (Gergen, 1982).
oyunlar