Psikoloji

Faydacılık « Kavramlar

Temsilcileri arasında J. Bentham, J. S. Mili, A. Smith, T. H. Green, H. Spencer ve D. Hume gibi düşünürlerin bulunduğu faydacılık (utilitarianism), kapitalizmin siyasal düşüncesi ve felsefi doktrini olarak nitelenebilir. Homo Economicus denen bir insan modeline dayanan bu görüşte, insanın 'yarar/kazanç' arayışında olduğu ve insan davranışlarını bu güdünün yönlendirdiği varsayılmaktadır.

Faydacılık, Bentham'ın terimleriyle toplum yaşamının her alanında "en büyük sayının en büyük mutluluğu' ilkesine dayanmaktadır. Ona göre her mutlulukta iki koşul vardı: Hazzın varlığı ve acının yokluğu. En doğru davranış, en büyük erdem, hazzı en fazla çoğaltan ve acıyı en çok azaltan davranış ya da erdemdir. Bu ise mutluluğu en çok paylaştırandır. İnsan kendi mutluluğunu arar ve aramalıdır.

Eğer insan başkalarının mutluluğunu kendisininkinden daha fazla sevseydi, çok olumsuz sonuçlar doğardı. Başkalarına mutluluk sağlamak için kendi mutluluğundan vazgeçmek normal bir davranış değildir. Haz/zevk iyidir, elem/acı ise kötüdür.

Yasa yapıcılar 'olabildiğince çok sayıda ve olabildiğince çok mutluluk' sağlamalıdır. Bunun için ise faydacı hesabı kullanmalıdır. Bentham, zevk ve acıların değerini, onların sürekliliğine, şiddetine, yakınlığına, kesinliğine, yaygınlığına ve sonuçlarına bağlayarak detaylı psikolojik analizler de yapmaktadır.

Burada hedonizme dayalı bir ahlak anlayışı vardır ve bu ahlak, erdemi, yarar sağlayan hareketlere bağlamakta ve bireylerin mutluluğunu temel almaktadır. XVIII. ve XIX. yüzyıl liberal düşünürleri, Homo Economicus postülasına ve ekonomik liberalizme dayalı bir toplum ve insan teorisi geliştirmek istemişlerdir. Ancak bu anlayışı bireysel davranış planına taşıyamamışlar ve bireysel ve sosyal düzeyleri birbiriyle eklemlendirmeyi başaramamışlardır.

Homo Economicus'un psikoloji alanındaki uzantısı, XIX. yüzyıl sonunda pekiştirme teorilerinde ortaya çıkmıştır. Deutsch ve Krauss'a (1974) göre pekiştirme teorileri, behevyorist metodoloji, çağrışımcılık ve hedonist motivasyon ilkeleri şeklinde üç temel dayanak üstünde gelişmiştir.

İnsanın hakim güçlerinin zevk ve acı olduğunu öne süren hedonizmden hareketle pekiştirme teorisyenleri de, Uyaran - Tepki zincirinin oluşumunda birer pekiştirme ve doyum faktörü olan ödül veya zevkin belirleyici bir rol oynadığını kabul etmektedirler. Bu görüş kronolojik sırayla ilk ifadesini Thorndike'da (1898) bulmakta ve etki yasası denilen psikolojik bir yasaya dönüşmektedir: "Zevk iz bırakır, acı ise siler".

Bir adım daha ileri gidildiğinde, aynı görüş, davranışı ödüle ulaşmanın aracı gibi kavramsallaştıran edimsel şartlanma paradigmasında bulunmaktadır. Faydacı ya da hedonist perspektif, değişik terimlerle ifade edilse de, XX. yüzyıl boyunca psikolojide ve sosyal psikolojide varlığını sürdürmektedir (Plon, 1972). Hull, Miller ve Dollard, Skinner, Homans, Thibaut ve Kelley ve oyun teoris-yenleri, bu çerçevede anılabilir.

Öz Sevgi « Kavramlar

XVIII. ve XIX. yüzyıl demokrasi teorilerinin ve liberal felsefenin bir erdem ve ideal olarak önerdiği öz sevgi (amour de soi, bîr tür selflove) her bireyi sadece kendisini düşünmeye, kendisinden kaygılanmaya sevkeden duygu olarak tanımlanmıştır. Bu duygunun, bireyin bir objeyi, göreceli değil (görecelilik, karşılaştırmaya dayanır), mutlak bir ihtiyaca cevap vermesi halinde sahiplenmeye götüren bir duygu olması gerektiği vurgulanmıştır.

Bu tanımda, Ben, kendi üstüne dönen, kendi kendine yeterli bir bütünsellik gibi görülmektedir. Her insan, kendi kendinin gözlemcisi, dıştan hiç bir şeyin rahatsız etmediği bir kendinde mevcudiyet içinde bulunmaktadır.

Demokrasi teorisinde öz sevgiyi (amour de soi), izzet-i nefisle (amour propre) karşılaştıran Rousseau, 'sivil durum'da, tek tek bireylerin iradesinin genel iradeye göre durumunu, 'doğa durumu'nda, izzet-i nefsin öz sevgiye göre durumuna benzetmektedir. Ona göre insan öz sevgi güdüsüyle hareket ettiği için, özünde iyidir; izzet-i nefis tarafından bastan çıkarıldığı içindir ki toplum tarafından bozulur, insanlar birbirini yolsuzluğa iter. İnsanın doğal olarak 'iyi' olmasına karşılık, toplumun 'kötü' olması, paradoksaldır; bunun kaynağı, öz sevginin yapısal olarak değişken olmasındandır; ancak bu değişkenlik, sosyal kontratı mümkün kılmaktadır.

Öz sevgi ya da kişinin kendini sevmesi, nihai analizde diğerlerinin onu sevgisiyle bir olmaktadır; zira sempati, kendi kopyasını, çiftini, ikizini yaratmaktadır, ikizini yaratma, seyircisini taklitle eşdeğerlidir, burada karşılıklı sevmenin zevkini arama, kendi üstüne dönüşümlü (refleksif) sempati ilkesi işlemektedir.

Palo Alto İletişim Modeli « Modeller

1940'lı yıllarda çeşitli sosyal bilim dallarında etkili olan sibernetik, psikoloji alanında da yankı bulmuş ve Bateson, Don Jackson'la birlikte II. Dünya Savaşı'nın ardından Palo Alto'da Mental Research Institute'u kurarak sibernetik kavramları, kişiler arası iletişim alanına uyarlamıştır. Enstitü bünyesinde toplanan araştırmacılar Palo Alto Ekolü adı altında tanınmıştır. Ekol daha sonra Watzlawick'in katılımıyla psikiyatriye doğru yönelmiştir.

Palo Alto İletişim Modeli, bu ekolün, sistem yaklaşımından esinlenen iletişim teorisidir. Bu nedenle, 'sistemik iletişim modeli' olarak da anılır. Buna göre, iletişim pek çok düzlemde gözlenen bir süreçtir, sözel olması gerekmez, her davranış bir iletişimdir. Davranış, mesaj ve iletişim iç içedir. İletişim, dil, jest, ses tonu, vücut pozisyonları, bakışlar ve yüz ifadeleri gibi çeşitli davranış biçimlerini kapsayan sürekli ve sosyal bir süreçtir. Böyle olunca, 'iletişmemek' imkansızdır.

Bu perspektifte davranışsal mesaj ya da mesaj-davranışlar, içinde oluştukları bağlama göre değerlendirilmelidir. Bir başka deyişle, iletişim, çeşitli davranışların, belirli bir etkileşim tarzının işleyişine göre ele alınmalıdır. Öyleyse, tüm iletişim yaklaşımları çok sayıda bağlamın dikkate alınmasını gerektiren karmaşık bir özelliktedir.

Palo Alto Ekolü, iletişimi, kişiler veya gruplar arasında cereyan eden bir tepkiler dizisi gibi görür. Taraflardan her birinin davranışı, birbirine tepki ya da cevap niteliğindedir. Bu açıdan kişiler arası etkileşimde iki tür iletişim ayırtedilir: Simetrik iletişim ve tamamlayıcı iletişim. Simetrik iletişimde, muhatapların, aynı bir davranışı tekrar ettiği, birbirine aynı karşılığı verdiği bir sarmal (spiral) durum söz konusudur. Örneğin, şiddete şiddetle karşılık verme veya suçlamayı suçlamayla cevaplama.

Tamamlayıcı iletişimde ise, muhataplar birbirini tamamlayan davranışlar (mesajlar) gösterirler, iki kutuplu bir bütün oluştururlar. Örneğin birinin otoriter, başat, hakim tavırlarına diğerinin uysal, söz dinler ve tabi tepkiler göstermesi.

Tamamlayıcı ilişkinin modeli anne-çocuk ilişkisidir. Simetrik ilişkinin modeli ise, anne karşısında baba-çocuk rekabetidir. Her iki ilişkinin de negatif veya pozitif türleri vardır. Tamamlayıcı ilişki pozitif olduğunda, taraflardan biri verir diğeri alır, fakat durum tersine dönebilir ya da ilişki, simetrikleşebilir; örneğin bir öğrencinin öğretmenine bir şey öğretmesi gibi.

Pozitif tip, erkek-kadın, anne-çocuk, öğretmen-öğrenci ilişkilerinde, karşılıklı doyum halinde veya taraflar birbirini bir özne gibi gördüğünde söz-konusudur. Negatif olduğunda taraflardan biri verir, diğeri alır, fakat durum tersine dönmez ya da simetrikleşmez. Simetrik ilişki pozitif olduğunda fair-play, yapıcı rekabet, denge veya 'eşit olmak' için kendini aşmaya, geliştirmeye çalışmak, diğerini taklit etmek, özdeşleşmek gibi durumlar görülür.

Negatif olduğunda kurnazlık, hile, şiddet, yıkıcı rekabet, diğerini her ne pahasına olursa olsun yenmek söz konusudur. Simetrik ilişki pozitifken biri diğerini dinler, negatif olduğunda diğerini dinlemek yerine dinlenme isteği baskındır, karşı tarafta sürekli bir fay, bir zayıf nokta aranır, onun başarısından korkulur. Tamamlayıcı ilişkinin negatif hali, simetrik ilişkininkinden daha da yıkıcı olabilir; zira taraflardan biri için varoluş sorunu anlamına gelebilir.

Bu tipte, diğer taraf, özellikle, ondan beklenen doyumu sağlamayı reddedemeyecek şekilde 'köşeye kıstırılmaya' çalışıldığı veya bekleneni vermediği zaman varlığı inkâr edilmek istendiğinde ortaya çıkar. Simetrik ilişkide negatif etkiler, özellikle, diğer taraf aşağı bir konuma itilmeye çalışıldığında veya onun saygısı kazanılamayıp saldırıldığında görülür.

Kişiliğin yapılanması bakımından her iki tip ilişki de gereklidir. Çocuk annesiyle ve babasıyla bunları sırasıyla yaşamak durumundadır. Gelişimimiz boyunca bu iki tip arasında gider geliriz. Bu gidiş geliş durduğunda ve herhangi bir ilişki tipinde saplanıp kalındığında sorunlar başlar. Günlük yaşamımızdaki her iletişim, bu iki tarzdan birinde yer alır. Taraflar arasında bir eşitlik, karşılıklılık ilişkisi kurulduğunda simetrik iletişim; farklılık bulunduğunda ise tamamlayıcı iletişim söz konusudur.

Palo Alto Ekolü, bunun yanı sıra iletişimin dayandığı enformasyon tipine göre de iletişimleri ayırdeder: Analojik ve dijital iletişimler.

oyunlar