Psikoloji

Ortodoksluk « Kavramlar

Ortodoksluk (orthodoxy) ideolojik anlamda, birey ve grupları karakterize eden bir özelliğe işaret etmektedir. Adorno ve Rokeach'ten sonra ortodoks inançlar konusundaki araştırmalarıyla tanınan Deconchy'e (1984) göre, Ortodoks kişi, 'dilinin düşüncesinin ve davranışının, ait olduğu grup ve özellikle de bu grubun iktidar aygıtları tarafından düzenlenmesini kabul eden, hatta isteyen kişidir'; Ortodoks grup, bu tür bir düzenlemenin sağlandığı, işlediği gruptur; Ortodoks sistem ise, Ortodoks bir grupta Ortodoks bireyin davranışlarını düzenleyen psiko-sosyal öğeler bütünüdür.

Bu bakış açısında Ortodoksluk, belirli bir ideolojiye ait değildir ve çok çeşitli Ortodoksluklar olabilir.

Ortodoksluk ya da Ortodoks düşünce, birey üzerinde kesin kontrol arayan tüm düşünce ve eylem topluluklarıyla (dinsel gruplar, etnik/ayrılıkçı örgütler, sekter siyasal partiler) ilgilidir. Üyeleri üstünde homojenleştirici bir etkide bulunan bu tür topluluklarda, topluluğun dayandığı doktrin içindeki birbiriyle bağdaşmayan düşünce içeriklerinin ya da inançların, sorgulanmaksızın aynıyla tekrarı istenmektedir. Ortodoks grup, tek bir perspektifi kabul etmekte ve bu perspektifle çelişen enformasyonlara karşı, bir tür bilişsel bağışıklık geliştirmektedir.

Deconchy, Ortodoksluğu bir kişilik özelliği olarak görmemektedir. Ortodoksluk, kontrol edilmiş ve düzenlenmiş bir sosyal alana gönderir. Bu tür bir sistemde, enformasyonun rasyonel eksikliği veya eğretiliği (örneğin Katolik Kilisesi'nde teslis inancı), düzenlemenin sağlamlığıyla telafi edilir. Grubun doktrinine rasyonel eleştiriler arttığında, Ortodoks grup da hakimiyetini sertleştirir. Ortodoks inanç sistemlerinde, sosyal kontrol ve düzenleme, grubun inançlarının içeriğinden çok daha açıklayıcı bir değer taşır.

Anti-Psikiyatri « Kavramlar

Anti-psikiyatri terimi, genel olarak psikiyatri ve psikanalizin Ortodoks biçimine karşı 1955 ile 1975 yılları arasında gelişen eleştirel hareketi ifade etmektedir. David Cooper tarafından belirli bir bağlamda ortaya atılmış olan terim, daha sonra anlam genişlemesine uğrayarak, Batı dünyasında hakim psikiyatrik anlayış ve kurumlara radikal bir politik karşı çıkma hareketi şeklinde yayılmıştır: İngiltere'de David Cooper ve Ronald Laing, ABD'de Thomas Szasz ve Gregory Bateson (Palo Alto Ekolü), İtalya'da Franco Basaglio, vb. Michel Foucault ve Gilles Deleuze de Fransa'da anti-psikiyatrik karşı çıkışın farklı bir versiyonunu ortaya koymuşlardır.

Anti-psikiyatri, bir bakıma kurumsal psikoterapinin mantıksal devamı olmuştur (Roudinesco ve Plon, 1997): Zira kurumsal çerçevedeki psikolojik tedavi, kötü durumdaki akıl hastanelerinin reformu ve terapi personeli ile hasta ilişkilerinin iyileştirilmesine çaba harcarken, anti-psikiyatri, akıl hastanesinin ve ruh hastası kavramının ortadan kalkmasını savunmuştur.

Roudinesco ve Plon'un belirttiğine göre, anti-psikiyatri akımı Mary Barnes isimli bir hemşirenin serüvenini bayrak edinmiştir. Tedavisi imkansız bir şizofreni teşhisiyle 40 yaşlarındayken Kingsley Hail hastanesine kapatılan Mary Barnes, orada 5 yıl boyunca kaldıktan sonra (bir bakıma sembolik olarak öldükten sonra), 'yeniden doğmuş', ressam olmuş ve kendi 'cehenneme yolculuk' ya da serüveninin kitabını yazmıştır.

Cooper daha sonra (1967) anti-psikiyatriyi bir ütopya olarak da konumlamaya ve ezilmiş halkların kurtuluş hareketi çerçevesine oturtmaya çalışmıştır: Komün hareketi sırasında "Ezenlerin saatine son; ezilenlerin saati geldi" tarzı sloganlarla duvar saatlerine ateş eden göstericileri saygıyla anmıştır. Anti-psikiyatri hareketi kısa sürmesine karşılık son derece etkili olmuştur.

Nesne Algılama « Kavramlar

Tüm algılardaki çarpıcı gerçek, ilgili sürecin duyusal bilgiyi daima nesneler'e (object) dönüştürmesidir (to convert). Büyük ve kırmızı bir imge (image) ahır olarak görülür. Kolun üzerinden gelen bir dizi basınç duyumu sürünen bir böcek olarak algılanır. Uzaktan gelen sirene benzer ses, yaklaşan bir cankurtaran olarak işitilir. Görüldüğü gibi, insanlar sadece duyum ve uyarıcı toplulukları değil, bilakis, devamlı olarak nesne algılarlar.

Nesne algılanması (object perception) kısmen öğrenmeye dayanır. Kişinin nesneleri isimlendirebilmesi ve bunların işlevlerini belirtebilmesi, kuşkusuz ki öğrenilir. Ancak öğrenmenin yanı sıra, uyarıcıların nesnelere örgütlenmesi şeklindeki temel eğilim (tendency) insanların duyu organları ve sinir sistemlerinin doğuştan gelen (innate) bir özelliğidir. Nesne algılanmasını içeren bu doğal yeteneğe (ability) ilişkin etkenler (factor) örgütleyici eğilimler (organizing tendencies) olarak adlandırılmıştır.

Şekil-Zemin Algısı

insanların nesne algılamalarındaki başlıca örgütleyici eğilim, şekil (figüre) ve zeminin (ground) birbirlerinden ayrılmasına ilişkindir. Bu eğilim nesnelerin zemine göre göze çarpmalarına, zeminden doğru sivriliyormuş gibi görülmelerine neden olur. Resimler duvarın üzerinde asılıdır, kelimeler de sayfanın üzerinde yer alır. Bu örneklerde şekil, resim ve kelimeler; zemin ise duvar ve sayfadır. Şekil 1'iin solundaki resme baktığınızda; buradaki siyah alan daha önce gördüğünüz belirli bir cisme benzemese bile, siz onu otomatik olarak cisim gibi görürsünüz. Sağdaki resme baktığınızda ise, ya birbirine yakın iki yüz veya bir vazo görürsünüz, iki cisimden herhangi birinin algılanabileceği bu tür resimlerden farklı algılanabilir şekiller (reversible figures) olarak söz edilir. Buradaki önemli nokta; elinizde olmaksızın bir cisim, yani bir zemin üzerinde şekil görüyor olmanızdır.



Şekil 1 Sol: Siyah alan otomatik olarak zemin üzerindeki şekil düzeninde algılanır. Sağ : Bazen şekillerden biri, bazen de diğeri zemin haline gelmektedir.

Şekil-zemin ilişkilerinin algılanması, görmenin dışındaki diğer duyumlar için de geçerlidir. Bir senfoni dinlenirken, melodi veya tema şekil olarak algılanır; akortlar ise zemini oluşturur. "Rock" müziğinde gitarist tekrarlanan akortları zemin olarak kullanır; bir ölçüde değişkenliğe sahip olan şarkı ise bu zemine göre şekildir. Kolun derisinden gelen gıdıklanma duyumu, kolun üzerinde sürünen bir böcek olarak algılanır. Bu örnekler, şekil-zemin ilişkisi algılama eğiliminin bütün algı türlerine yaygın bir özellik olduğunu göstermektedir.

Gruplama

Nesne algılamadaki bir diğer örgütleyici eğilim, uyarıcıların bir örüntüye (pattern) gruplanmasıdır (grouping). Gruplamada, ilgili ortamdaki çeşitli ipuçlarından (cue) yararlanılır. Örneğin, Şekil 2'nin a kısmını üç çift çizgi olarak görürsünüz. Buradaki ipucu bir çizginin diğerine olan yakınlığı'dır (proximity). Şeklin b kısmında ise, biri diğerinin üzerinde iki üçgen görüyor olabilirsiniz. Bu durumda birbirine benzeyen maddeleri (item) kendi içlerinde gruplamaktasınız (similarity). Aksi takdirde, c'deki gibi altı köşeli bir yıldız görürdünüz. Benzerliğe göre gruplama, şeklin d kısmında da görülmektedir. Çoğu insanlar x'leri ve noktaları kendi içlerinde birbirlerine yakın ve noktaları da x'lerden fazlaca bir aralıkla ayrılmış olarak algılarlar.



Şekil 2 Görmede algısal gruplamaya örnekler,

Ancak gruplamada her zaman benzerlik esas alınmaz. Şekil 2'nin e kısmının .altı köşeli bir yıldız olarak görülmesi, biri noktalardan diğeri dairelerden meydana gelen iki ayrı şekil olarak görülmesinden daha kolaydır. Bu durumda benzerlik, bir diğer kuvvetli gruplama eğilimi olan, dengeli ve bakışık (symmetric) şekil oluşturma alışkanlığım (habit) içeren bakışım (symmetry) ile yarışma halindedir. Son olarak, gruplama kısmında gösterildiği gibi devamlılık (continuity) temeline göre de olabilir. Bu eğilim kavisli bir çizgiyi kavisli bir yolda, düz çizgiyi ise düz bir yolda devam ediyor olarak görmenizi sağlar. Buna göre f kısmında üç şekil görebilirsiniz: düz bir çizgi, bir yarım daire ve bir kırıklı çizgi. Düz çizgiyi, kesişme noktalarından birinde aniden kavisli bir hal alıyor olarak görmeniz ancak özel bir çabayla mümkün olacaktır.

Tamamlama

Psikologların nesne algılanması konusunda keşfettikleri birkaç örgütleyici süreç daha vardır. Bunlardan biri olan tamamlama (closure) eğilimi, insanların görsel dünyalarını uyarımdaki boşlukları doldurarak örgütlemelerine ve böylece de kopuk parçalar yerine bütün bir nesne algılamalarına yol açar. Şekil 2'nin b, c, ve e kısımlarının algılanmasında böyle bir eğilim söz konusudur. Aynı eğilim Şekil 3'te üstteki ve ortadaki şekillerin sırasıyla, daire ve kare olarak algılanmalarına yol açar. Alttaki şekli de, yine, kopuk çizgiler yerine bir nesne olarak görürüz. Çoğu insanlar bu şekli at üstünde bir adam olarak görürler.



Şekil 3 Algısal tamamlama boşlukları doldurur: Nesne bütünüyle mevcut olmayabilir, ama biz yine de onu tamam olarak algılama eğilimi gösteririz.

oyunlar