Psikoloji

İnanç « Kavramlar

İnanç (belief), bir dinin, hareketin veya bir grubun söylemine itibar gösterme, inanma olgusudur. İnanç, çoğu kez kanaat, kanı, iman gibi terimlerle karışmaktadır. P. Ricoeur'e göre, bu tür terimleri birbirinden ayıran şey, bunların temelindeki yargının sübjektif olup olmamasıdır:

"Kanaat, hem sübjektif, hem de objektif olarak yeterli olmadığının bilincinde olan inançtır; inanç, sübjektif olarak yeterli, objektif olarak yetersiz olduğunda imandır; inanç, her iki açıdan da yeterli olduğunda, bilimdir. Sübjektif yeterlilik, bizzat kişinin kendisinin kani olmasını, objektif yeterlilik, yani diğerlerinin gözünde yeterlilik ise kesinliği ifade eder".

İnanç terimi, psikolojik literatürde, insanın, herhangi bir nesneye ilişkin kognitif bilgisini ifade etmektedir. Bu anlamda inanç, bir şeyin varlığına veya doğruluğuna inanma olgusu ya da bu inanışın ifadesidir. Daha kısa bir deyişle inanç, belirli bir tutum objesi hakkındaki kanaattir.

İnanç terimi, literatürde, asgari tanımlama tekniğiyle (Rothman), şu şekilde tanımlanmıştır: İnanç, biri diğerini tanımlamayan iki kognitif kategori arasındaki ilişki ya da her biri kendi öz anlamına sahip iki uyaran arasındaki özel ilişkidir. Örneğin 'kedinin miyavladığına inanıyorum' denmez, ama 'kara kedilerin uğursuzluk getirdiğine inanıyorum' denir. İlk cümlede, 'miyavlama', 'kedi' kategorisini tanımlayan bir özelliktir, ama 'uğursuzluk getirme' böyle değildir (Bloch ve ark, 1997).

İzlenim Oluşumu « Kavramlar

Kişiler arası ilişkiler, büyük ölçüde, kişilerin birbirine ilişkin algısına dayanır. Yeni biriyle karşılaştığımızda, onu iyi tanımasak dahi, onunla ilgili bir dizi veri ya da enformasyona sahip oluruz. Onun neye benzediği, nasıl göründüğü, nasıl tepkide bulunduğu ve ardından ona yönelik sorularımıza nasıl cevap verdiği, ortadaki bir sorun karşısında ne tür tavır takındığı, nasıl hareket ettiği gibi konularda hemen enformasyonlar toplarız.

Tüm bunların ardından, hatta bunlarla eş zamanlı olarak karşımızdaki kişi hakkında bir fikir oluştururuz. Bu süreç, 'izlenim oluşumu' (impression formation) ya da 'izlenim oluşturma' sürecidir. Dolayısıyla izlenim oluşturma, kişisel özelliklerini bir bütün halinde örgütleyerek belirli bir kişiyi nitelendirme sürecidir.

Diğerleri hakkındaki algılarımız, sosyal yaşamımızın önemli bir parçasıdır. Onlar hakkındaki fikrimiz ya da izlenimimiz, onlarla etkileşimlerimizi anlamayı, öngörmeyi ve denetlemeyi sağlarlar. Bu izlenimlere dayanarak on!an birbirinden farklılaştırır ve davranışlarımızı ayarlarız.

Diğerleri hakkındaki izlenimlerimizin bu denli önemli sonuçlar vermesi, sosyal psikologları, konuyla ilgilenmeye yöneltmiş ve izlenim oluşumunun çeşitli yanlarını aydınlatan farklı model ve açıklamalar ortaya konmuştur.

Bunlar arasında Geştaltçı İzlenim Modeli (Asch), Matematiksel İzlenim Modeli (Asch, Anderson, vb.), Pozitif İzlenim Eğilimi (Sears, vb.), İzlenimde Siireçsel Süreklilik Modeli (Fiske ve Neuberg, Pavelchak, vb.), Bilişsel Aktiftik ya da Meşguliyet Etkisi (Gilbert, Pelham ve Krull, vb.), Motivasyonel İzlenim Modeli (Fiske ve Taylor), Durumsal İzlenim Modeli (Berscheid ve ark., Neuberg ve ark., Tetlock, Freund, Kruglanski, Swann, vb.) sayılabilir (Kaynak; Vallerand & ark. 1994).

Karizma « Kavramlar

Sosyal bilimler literatürüne E. Troelsch tarafından sokulan ve M. Weber tarafından geliştirilen karizma kavramı, başlangıçta Katolik teolojisinde, Tanrı'nın bahşettiği spritüel bir gücü ifade etmektedir. Politikayı insanlar arası egemenlik mücadelesi olarak gören Weber karizmayı, salt şiddet içermeyen bir egemenlik (domination) türü olarak kavramsallaştırmıştır. Ona göre karizmatik egemenlik, liderin kişisel değerine, onun tarihsel, istisnaî veya örnek karakterine dayanır.

Karizmatik liderlik, rutin bir yönetim durumundan veya bir düzenden ziyade, düzen değişikliğine, hatta devrimlere gönderir; toplum veya örgütlerin normal işleyiş koşullarının dışında köklü bir değişiklik veya dönüşümleri sırasında söz konusu olur. Bu tür anlarda, kitleler, iradelerini bir misyonla yüklendiğine inandıkları şef veya lidere devretmeye meylederler; liderleriyle özdeşleşmeye ve yeni davranış tarzları benimsemeye giderler.

Liderin manyetik alanına girdiklerinde, yaşam koşullarını aşarak farklı bir varoluşa doğru sürüklenirler. Karizma, 'bir tür yüksek enerji gibidir, kriz anlarında ortaya çıkan, miskinliklere, durağanlıklara son veren, alışkanlıkları kıran bir güçtür' (Moscovici). Karizma, belirsizlik, yönsüzlük içinde kaybolduklarını hisseden insanlara, yön bulmalarını sağlayacak bir dış sabit nokta sağlar; onları ortak bir referans çerçevesi, bir hedef, bir üst amaç etrafında bütünleştirir.

Karizmatik liderlerin kitle üzerindeki etkileri, yasal bir güce, bir statü veya mevkiye, ekonomik kaynaklan elinde tutmaya değil, onlara atfedilen kişisel melekelere ve özelliklere dayanmaktadır; etkileri, zorlamadan ziyade iknaya, içten fethetmeye, uyandırdıkları güven düzeyine, gönüllü rızaya, insanlarla kurdukları duygusal iletişim tarzına bağlıdır.

Bu bakımdan, karizmatik lider, kısmen politika ve yönetim dışıdır; bir mevzuatla, bir hukukla, bir kurum mantığıyla sınırlandırılmaya uygun değildir. Fonksiyonları tanımlanmış, rolleri belirlenmiş görevlilerden ziyade, özveriyle hareket eden taraftarlara, tilmizlere hitap eder.

Endüstriyel örgütlerde bazı yöneticiler, karizmatik güç sahibi sayılmaktadır. Bu tür yöneticilerin etrafındakiler üzerinde bir çekim etkisine sahip oldukları, bir özdeşleşme modeli oluşturdukları ve daha genç yöneticiler tarafından taklit edildikleri kaydedilmektedir. Günümüz örgüt literatüründe 'dönüştürücü liderlik' olarak adlandırılan liderlik (Bass, 1990) tipi, bir bakıma karizmatik liderliği ifade etmektedir.

oyunlar