Konuşmayı Nasıl Öğrendik? « Genel
Konuşma ve lisanın gelişebilmesi için önce beyinsel ve gırtlaktaki ses tellerinde yapısal değişmelerin gerçekleşmesi gerekliydi. Neanderthal insanının sol tarafında ilkel bir Broka konuşma merkezinin varolduğu düşünülmesine karşın, boynun eğik olması nedeniyle gırtlağın konuşma için gelişmediği anlaşılmıştır. O halde atalarımız sesler çıkararak ve işaretle anlaşabiliyorlardı.
Homo Sapiens, sol beynindeki Wernicke alanı ile Broka konuşma merkezinin ve bunun yanısıra gırtlaktaki ses tellerinin gelişmesiyle konuşma yeteneğine sahip oldu. Gırtlağın diğerlerine göre daha uzun, boyunda biraz daha aşağıda, dilin ve ağız boşluğunun daha yuvarlak ve arkada, gırtlağa açık olması, Homo Sapiens'in konuşmada değişik sesleri çıkarabilmesine neden oldu.
Düşünürsek, bir papağan da 50 kelimeyi öğrenip söyleyebilir, ancak arkadaşına, "gel seninle deniz kenarına balık tutmaya gidelim, sonra da bir ateş yakıp onları pişirip yiyelim" diyemez. Bunun için cümle kurmak ve cümleleri mantıksal bir sıraya sokmak (synthax) gerekir. Bu da ancak Wernicke alanında gerçekleşebilir.
O halde bu alan, sesleri, seslerin oluşturduğu kelimeleri, kelimelerin oluşturduğu cümleleri kurma fonksiyonunu üstlenmiştir. Aynı zamanda söylenilen cümleleri anlama da bu alanda belirlenmiştir. Lisanın gelişmesi memlerin yayılmasını hızlandırdı. Aynı zamanda Homo Sapiens'in algılama ve zihinsel yeteneği (kognitif) de geliştiğinde, o, bunu lisan yoluyla yaydı. Memler, beynin ve lisanın gelişmesine, kavramların öğrenilmesine katkıda bulunmuştur.
Pragmatik Yaklaşım « Yaklaşımlar
Kaynağını dilbilimci Austin'de bulan bu yaklaşım, dilin kullanımının özellikleri (konuşmacıların motivasyonları, tepkileri, söylem tipleri, söylemlerin konuları, vb.) üzerinde durur. Bu yaklaşıma göre, bir ifadenin anlamı iki faktöre bağlıdır: Bir yandan cümlenin anlamına, öte yandan ifadenin içinde yer aldığı dilsel (lengüistik) veya dil-dışı bağlama.
Bu anlamda, salt dilsel yapıların biçimsel özellikleri (sentaktik boyut) veya dilbilimsel birimler ile dünya arasındaki ilişkiler (semantik boyut) üzerinde duran yaklaşımlardan ayrılır. Austin'e göre (1962) "bir ifade, yanlış veya doğru olmaksızın bir işlev görebilir ve söylemde bir başka anlam tipi araştırmayı başlatır; bu anlam, söylemin dediğiyle değil, yaptırttığıyla ilgilidir ve bu, dilin pragmatik boyutudur".
Dilin pragmatik boyutunu vurgulayan çeşitli filozoflar (Ryle, Searle, Rorty, vb.) dilin rasyonellik ve objektiflik temelinde geliştirilen modellerine karşı, dilin günlük yaşamdaki kullanımlarına dikkat çekmişlerdir. Günlük yaşamdaki dil oyunları, Palo Alto Ekolü mensuplarının (Watzlawick, vb.) davranış analizlerinde önemli bir yer tutmaktadır.
İletişim Duvarı « Kavramlar
Moles (1971) tarafından ortaya atılan bu terim, kitle iletişiminin bir paradoksunu ifade etmektedir. Dünyaya açılan bir pencere olması beklenen kitle iletişim sistemleri, fiziksel olarak uzak olan olayları, mevcut ana ve bulunulan yere getirmektedir. Birey, kitle iletişim çağında, pek çok iletişim aracına bağlanmış bir durumda bulunmakta ve genel bir iletişim ağı içinde yer almaktadır.
Ancak bu durum, bireyin dışa açılmasından ziyade kendi üstüne kapanması sonucunu doğurmaktadır. Kitle iletişimi dayanışmaya yol açmak yerine, 'insanı kendisine' göndermektedir. Örneğin televizyon ekranı, bireyleri diğerleriyle temasa geçiren, ama aynı zamanda onlardan ayıran bir cam duvar gibi işlemektedir.
oyunlar